Sevici Türküsü: Bir Sevicinin Romanı, Leslie Feinberg, Çev. C. Çakır, 2007, s.24-25.

“Kız mısın, oğlan mı?” sorusunun şiddetine maruz kalan Jess’in çocukluğundan bir parça bu. Jess, bir köpek ve karga ile karşılaşmasında, bu soruyu nasıl karşılayacağına ve ikili toplumsal cinsiyet düzeninde yer bulamayan kimliğini nasıl anlamlandıracağına dair ufuk açıcı bir yol buluyor.

“Kız mısın oğlan mı?” diye bir Mongrel’e sordum.

“Hav hav”

“Sevici Türküsü: Bir Sevicinin Romanı, Leslie Feinberg, Çev. C. Çakır, 2007, s.24-25.” öğesini okumaya devam et

“Uçmak”tan, Kate Millet.

“Bir  kez öldürdüm. Waseda’lı şımarık bir oğlana ders veriyordum ve zengin babasının dağdaki avcı partisine kendimi davet ettirmiştim.Ben doğa yürüyüşü kısmına katılacaktım, onlar avlanabilirlerdi. Feodal piramidi oluşturan insanlar: büyük adam ile köleleri -silah taşıyıcıları, şoförleri, yanında çalışanlar- şakalarına gülecek tam bir takım. Ben çifte yabancıydım, başka ülkeden ve kadın. Büyük adam tartışmasız bir şekilde aşağılayıcı olan abartılmış bir saygı gösterisi yapıyor, her akşam banyoya ilk giren olma hakkını bana bırakıyordu.  Üç gün süreyle beni alaya aldılar, baskı artıyordu. Yabancı kadın silah kullanamıyor. Sadece kullanabildiğini kanıtlamak isteyecek kadar aptal ve kibirliydi. Tüm gün silah atmam için baskı yaptılar. Akşam üstü geç vakit havaya ateş ettim ve bu beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Vurmuştum: kuş havada durdu. Bir an çok sevindim, gururlandım. Sonra kanlar içinde kanat çırparak ayağımın dibine düştü, benim egom için onun hayatı.

Et yerim ve özellikle de tavuk eti severim.  O zaman bunun ne anlamı var? Mezbahalar sülün avlarından daha kötü. Fakat ben bir kuşun canını almanın ne demek olduğunu biliyorsam, ya bir erkeğin ya da çocuğunki? Bir kadının silah ateşleyebileceğini mi göstermek istedim? Bir insan avının ölüsü önünde durduğu zamn neyi sergiler? Bu geceki o çocuk o zaman sevgiyi anlayacak mı? Devrimci silahşöt gerçekten kimi öldüreceğini bilecek mi? Nasıl karar verecek? Bir kere başlayınca da, bir süre sonra ayırt etmek gerekli olacak mı?”

Kate Millet, 1996, Uçmak, Pencere Yayınları, s.38.

Kadınlar Olarak Tartışıyoruz: ATAERKİLLİKTEKİ PAYIMIZ NEDİR?

Bizler, Muğla’da, ataerkillikle mücadele eden kadınlar olarak, ataerkillikteki kendi payımızı konuşmak derdiyle bir araya geldik. Farkettik ki, ataerkillikten bahsederken, ya erkeklerin ya da bizim dışımızdaki başka kadınların gerçekleştirdiği ezme ve iktidar pratiklerini konuşuyoruz. Ancak çoğu kez kendi hayatlarımızı yaşarken gerçekleştirdiğimiz ataerkil pratiklerimize bakmaktan kaçınıyoruz. Ataerkillikle birçok alanda işbirliği yapıyoruz, bu geniş konuyu sınırlı bir sürede konuşmanın en iyi yolunun bu derdin bizi en çok yakaladığı yerden başlamak olduğunu düşündük. Bu nedenle kafamızda birçok soru olsa da,  konuşacağımız odakların ortaya çıkmasını daha çok tartışmanın akışına bıraktık. Bu atölyeden muradımız, kendimizle yüzleşmekti. “Kadınlar Olarak Tartışıyoruz: ATAERKİLLİKTEKİ PAYIMIZ NEDİR?” öğesini okumaya devam et

Postmodern durumda farklı feminist oluşlar ve rüyadan yola çıkan başkalaşım kurguları

Bu yazıyı, bir rüyadan hareketle farklı feminist oluşların olası konumlanışlarını rüyayı okumak aracılığıyla tartışmak ve teorik tartışmaların dokusundan üretilen kurgular inşa etmek üzere oluşturdum. “Rüyalar itiraf sahnelerinin altına itiraf edilemeyecek bir takım piyeslerin oynandığı tiyatrolardır. Bunu biliriz ama kendimizi büyülenme ve aldatılmaya koyuvermek için unuturuz. Kendi aldatmacamızla işbirliği yaparız. Kendimizi aldatırız. Rüya denen yaratıcı cehennemde ıstırabın ta kendisinden tuhaf bir haz fışkırır. Gerçek olmayanın hazzı değildir ama bu. Rüya sırasında her şey sonuna kadar gerçektir… Istırap çekenin hazzına rüya göreni kuşatan gülünçlüğün hazzı eklenir. Öyleyse işte gerçekte ben kimim? (Zira rüya gerçeğin örtüsünü kaldırır…)”[1] diyor bu yazıya ilk ilhamı veren Hélene Cixious. “Postmodern durumda farklı feminist oluşlar ve rüyadan yola çıkan başkalaşım kurguları” öğesini okumaya devam et

vegan feminist bir “kırmızı başlıklı kız” masalı…

Görsel

Bir zamanlar küçük bir orman varmış. Aslında eskiden büyük bir ormanmış ama insanlar bu ormanı sürekli tahrip ettiğinden, çevresine de evler yaptığından, sonunda küçücük kalmış. Neyse, bu ormanda küçük bir kurt yaşarmış. Bu kurdun kuyruğunun ucu doğuştan kırmızıymış. Bu yüzden ormandaki herkes ona kırmızı kuyruklu kurt dermiş.  Kırmızı kuyruklu kurt bir sabah ormanda şarkılar söyleyerek geziyormuş. Gezinirken arkadaşı kaplumbağaya rastlamış. Onu sırtına alıp birlikte konuşarak gezinmeye koyulmuşlar. Dağlardan, ovalardan, dere kenarlarından yürümüşler. Ormanın şehirle kesiştiği yerde birden karşılarına bir kız çocuğu çıkmış. Bu kız yüzünde öfkeli bir ifade ile hızlı hızlı yürüyormuş. Elinde de bir sepet varmış.

Kurdu görünce bir an korkmuş. Korkudan az kalsın elindeki sepeti düşürüyormuş. Kurt da kızı aniden görünce korkudan az kalsın sırtındaki arkadaşı kaplumbağayı düşürüyormuş . Fakat ikisi de birbirine hiç de öyle düşmanca görünmüyormuş. “Çekil önümden küçük kurt” demiş kız. “zaten tepem atık bi de senle uğraşamam.” “neden tepen atık ki?” diye sormuş kurt biraz ürkek. “Of acelem var, daha şu sepeti nineme götürüp arkadaşlarımla buluşacağım. Çok merak ediyorsan gel benimle, ninemin evi ormanın sonunda, soldaki ilk ev. Yolda anlatırım” demiş kız. “vegan feminist bir “kırmızı başlıklı kız” masalı…” öğesini okumaya devam et

“Yeter Perisi”ni Çağırmak: Vejetaryen Külkedisi’nin Düşündürdükleri

Kendisi vejetaryen olduğu halde, “aşık olduğu” prense her gün keklik pişirmek zorunda olan bir kadının özgürleşme öyküsü Vejetaryen Külkedisi[1]. Neden zorunda diyeceksiniz, nedeni masalda gizli. “Yıllarca birlikte yaşadıktan sonra prenslerin seni kurtaramayacağını anlarsın. Ne kamyon şoförleri ne şarkıcılar ne de bakkallar.” diyor kitapta. Ancak anlamak daima durumu değiştirmeyi beraberinde getirmeyebilir. Çünkü prenslerden ayrılmak, evet, zor bir iştir. Zaten kitap da uyarıyor bizi: “Prensleri terk etmek o kadar zordur ki bazen onları bırakabilmek için iki ya da üç prens daha eskitmek gerekir.”  Neyse ki Vejetaryen Külkedisi öyle yapmadan sorunu aşıyor. (Öyle de yapabilirdi tabi ama sanırım bu çok daha yorucu olurdu.) ““Yeter Perisi”ni Çağırmak: Vejetaryen Külkedisi’nin Düşündürdükleri” öğesini okumaya devam et